20 Ekim 2010 Çarşamba

17 EKİM 2010 montessori matematik semineri


Mini bir test ile başladık seminere. Hangisi daha çok? Aynı miktardaki sıvının farklı formlardaki şişelerde ne kadar göründüğünü konuştuk. Oyun hamurundan yılan ve top yaptı Hilal Hanım. Hangisinin daha büyük göründüğünü sordu. 3 yaşındaki çocuğun yılanın daha büyük ve uzun şişenin daha çok olduğunu söyleyeceğinden bahsettik. Sonra Montessorinin matematiğe bakış açısını anlattı. İtard ve Seguın 'in zihinsel engelliler için yaptıkları çalışmalardan esinlenmiştir. 6 yaşına kadar emici zihine sahip olan çocuklar, duyduklarından çok gördükleriyle öğrenirler. İlk materyaller hareket etmeyi gerektirirken ileriki dönemlerde bu ihtiyaç azalıyor. Somut materyallerle miktar ve sembolü zihinde bir araya getiriyor. Bu materyallerin aslında 3.5 yaşından itibaren sunulduğunu ancak duyu materyalleri ile çalışmanında matematiğe hazırlık olduğunu ve 0-3 yaş arasında sofra kurarken her tabağın yanına bir çatal koy, herkese 2 köfte koy veya marketten 2 paket bisküvi alalım gibi doğal konuşmaların kalitesini artırarak matematikle olumlu bağlantı kurulabilir dedi.
KIRMIZI MAVİ ÇUBUKLAR
Çubuklar halıya karışık olarak getirilir. Halının uzun kenarına kırmızı uçları sola gelecek şekilde ve en uzunundan başlayarak kısaya doğru dizilir. Dizme işleminden sonra ilk 3 çubuk öne çekilir.

1.AŞAMA
Birlik çubuğu elimize alırken, bu birlik çubuk deriz ve üç parmağımızla üstüne dokunarak 1 diye sayarız. Çocuğunda sayması için verilir. Diğer çubuklarda aynı şekilde sayılır.
2.AŞAMA
3 çubuk sayıldıktan sonra yerleri değiştirilir. Bana 3 lük çubuğu ver , hangisi 2 lik çubuk gibi sorularla çocuğun çubukları tanıması sağlanır ve her seferinde çubukların yerleri değiştirilir. Çocuğun yaptığı her işlemden sonra eğitimci çubuğu sayar.
3.AŞAMA
Bu kaçlık çubuk diye sorarız ve eğitimci her işlemden sonra çubuğu sayar. Çocuğun çubukları adlanırması sağlanır. Eğer çocuk 1-2-3 ü biliyorsa 4-5-6. çubuklarla çalışmaya geçilebilir veya materyal yerine kaldırılır.
ZIMPARA RAKAMLAR
Bu materyalle saydığımız sayıların yazılışını öğreniriz.
1.AŞAMA
1 rakamı ile başlarız. İşaret ve orta parmağımız ile rakam sıvazlanır ve 1 denir. Çocuk aynı işlemi tekrarlar. 2 ve 3 rakamı aynı şekilde çalışılır.
2.AŞAMA
Zımpara rakamlar karışık dizilir. Bana 2 yi göster deriz. Çocuk 2 yi sıvazlayarak gösterir. Çocuk tarafından rakamların tanınması sağlanır.
3.AŞAMA
Bu kaç veya bana bir rakam ver, hangi rakamı verdin diye sorulur. Rakamların adlandırılması sağlanır. İlk 3 rakam öğretildikten sonra her yeni 3 rakamda önceki öğrenilenleride ekliyoruz. Üç aşamalı öğretime devam ediyoruz.
OYUNLAR
1- Zımpara rakamları 1 ve 0' ı yanyana getirip 10'u tanıtırız. Bir grup çocukla yada bir çocukla oynanabilir. Örneğin 1 - 4 ve 0 rakamları alınır. Birinci çocuğa burda yazan kadar boncuk getir, diğerine bu miktar kadar mekik getir, başka bir çocuğa burda yazan miktar kadar bardak getir denir ama sıfır olduğu için getiremez. Getirilen malzemeler sayılır. Rakamlar sıvazlanır ve yerine kaldırılır.
2- Zımpara tabletin üzerine ince kağıt konur. Alttaki rakamın izinin çıkması için üstteki kağıt, boyayla boyanır. İzi çıktıktan sonra kulak çubuğuyla üzerine tutkal sürülür. Onun üzerine renkli kum dökülür. 10'a kadar say ve kağıdı kaldır. Üzerindeki fazla kumlar dökülsün. Bu kağıtlarla sayı kitapçığı hazırlanabilir. Renkli kağıt ve irmikle 3 yaşta yapılabilir.
MEKİK KUTUSU
Çocuk sıfırı tanımıyorsa zımpara rakamla tanıtılır. Tablet yerine konur. Diğer rakamları tanıyorsun deriz. Kutunun üzerinde yazan rakam söylenir ve iki parmağımızla sıvazlanır. Bu rakam kadar çubuk yüksek sesle sayılarak ele alınır ve bölmelere tekrar sayarak konur. Hata kontrolü bölmelere eksik yada fazla mekik yerleştirmek. Tüm çubuklar bölmelere yerleştikten sonra sıfıra ait bölüm boş kalır ve sıfırın hiç olduğunu anlatırız.

LASTİK YADA KURDELE İLE BAĞLAMAK
1 rakamının yazdığı bölme dışındaki mekikler sırayla alınır, sayılır, demet şeklinde lastiğe geçirilir , kurdele ile bağlanır ve yerine konur.
SAYILAR VE PULLAR

Sayı tabletleri 1'den 10' a kadar karışık halıya konur. Sıralanır ve çocuk tabletleri okur. Kesme rakamlar kutudan çıkarılır ve tabletlerin üzerine yerleştirilir. Aynı olduğu görülür. Kesme rakamlar aşağıya sayı tabletlerinin altına çekilir ve sayı tabletleri yerine kaldırılır. Kesme rakamları karıştırırız ve çocuk onları yeniden dizer. Pullar kesme rakamların altına sayılarak yerleştirilir. Bu sırada tek sayılardaki tek kalan pullar üstteki iki pul ortalanarak veya sola yanaşık yerleştirilir. Birkaç sayıdan sonra isterse çocuk yerleştirebilir. Yanında arkadaşı olmayan pulları ve sayıları aşağıya çekeriz. Veya 1'de kalemim takılıyor aşağıya inemiyor. (1-3-5-7-9) 2'de kalemim takılmıyor. Pulların arasından geçiyor deriz. (2-4-6-8-10) Takılanlar aşağı çekildikten sonra tek yada çift ifadesi kullanmıyoruz. Sayı grupları teker teker çocukla okunur. Önce alttakiler sonra üsttekiler toplanarak materyal yerine kaldırılır.
SAYI TABLETLERİYLE KIRMIZI MAVİ ÇUBUKLARIN KOMBİNASYONU

Sayı tabletleri halı üzerine getirilir. Çocuğa 10 sayısına ait tablet bilmiyorsa tanıtılır ve diğerlerini sen tanıyorsun deyip teker teker okutulur ve sağ köşeye konur. Tabletlerden biri çocuğun önüne konur ve okutulur. Bu tabletteki sayıya ait çubuğu getirmeni istiyorum der. Çubuklar başka bir halının üzerinde yada dolapta duruyor olabilir. Çocuğun getirdiği çubuk sayılır ve ait olan tablet yanına konur. Tüm sayı çubukları getirilinceye kadar devam eder.
TAMAMLAMA
Halı üzerine çubuklar ve sayı tabletleri karışık getirilir. 10 luk çubuk halının kenarına konur. Hangi çubuklarla 10 luk çubuk yapabiliriz deriz. 9 luk çubuk alınır, sayılır. 9 sayı tableti altına konur. Bu 9 luk çubuğu 10 luk çubuk boyunda yapmak için hangi çubuğu koymalıyız deriz. Birlik çubuğu yerleştiririz. 9 luk ve 1 lik çubuk, 10 luk çubuk kadar eder. Toplama yaptırmadan sezdiriyoruz. (8+2 , 7+3, 6+4) Başka bir zaman diğer sayı çubukları için bu işlem yapılır.
TAHMİN ETME OYUNU
Bu masanın yüksekliği hangi kırmızı mavi çubuk kadardır. Sandalyenin ayağının boyu 3 lük çubuk kadardır. Çocuklar birbirlerinin boyunu ölçebilirler. Bunun gibi hareketlerle oyun zenginleştirilir.
RENKLİ BONCUK DİZİLERİYLE MERDİVEN YAPMA

1 Kırmızı, 2 yeşil, 3 pembe, 4 sarı, 5 açık mavi , 6 mor, 7 beyaz, 8 kahverengi,9 koyu mavi. Boncuklar çocuk ile birlikte tek tek penayla sayılır. Eğitimci birlik boncuğu alır, çocuğun önüne koyar,bu birlik boncuk der. sırayla ikilik boncuk , 3lük boncuk sayılır. 1 den 9'a kadar aşağıdan yukarı doğru sıralanır. Eğitimci çocuktan karışık olarak boncuklar ister. 3 lük boncuğu verirmisin. 5lik boncuğu verirmisin. Eğitimci çocuktan aldığı boncuğu sayar ve ters üçgen şeklinde sıralanır. Çocuk isterse boncukları sayarak sıralar.
ALTERNATİF ÇALIŞMALAR

a) Boncuklarla aynı renk kalemler alınır. Resimdeki gibi boncuklar ve aynı renk kalemler yanyana eşleştirilir. Boş bir kağıda renkli kalemlerle en üste kırmızı bir daire boyanır. Altına yeşil kalemle 2 küçük daire boyanır. Boncuklardan oluşan üçgenin aynısı renkli kalemlerle boyanır.

b)Tek gözlü delgeç, boncukların renginde fon kağıtları,tutkal gerekiyor. Boncuk adedinde ve renginde delinen kartonlardan çıkan daireler tutkalla boş bir kağıda üçgen oluşacak şekilde yapıştırılır.
BELLEK OYUNU

Üzerinde miktarların yazılı olduğu kartlar hazırlanır ve çocuklara dağıtılır. Birinci çocuğa denir ki kartında yazılı olduğu kadar mekik çubuğu getir. Diğerine sen kartında yazılı olduğu kadar kalem getir. Bir başkasına kartında yazılı olduğu kadar barbunya getir denir. Böylece 10 kart tamamlanır. Her çocuk getirdiği malzemeyi dizer ve kartını altına koyar. Kim barbunyaları getirdi diye sorulur, kartı açılır. Ayşenin kartında 6 yazıyor. Ayşe 6 barbunya getirdi diye sayılır ve herkesinki açıklanır. Materyal yerine kaldırılır.
ALTIN BONCUK MATERYALİ TANITIM TABLASI

Bir ahşap tabla içersinde bölmelerde 1lik,10luk,100lük ve 1000lik boncuklar.
1.AŞAMA
Eğitimci eline birlik boncuğu alır,dokunur sonra cocuk inceler. Eğitimci bu birlik boncuk der.Biz buna sayarken 1 diyoruz. Onluk boncuk çubuğunu eğitimci eliyle yoklar, sonra çocuk yoklar. eğitimci bu 10luk boncuk der.Birlik boncuğu eline alarak 10luk boncuğu bir birlik, iki birlik, üç birlik diye sayar. İsterse çocuk ta sayabilir. Sonunda 10 birlik bir onluk eder deriz. 100lük yüzeyi alırız, yoklarız, çocuğa yoklatırız. 10luk boncuğu alırız. yüzlük yüzeyin üzerinde göstererek 1 onluk,2onluk,3 onluk diye saymaya devam edilir. on onluk bir yüzlük eder. Sayarken buna 100 deriz. Eğitimci binlik küpü eline alır,yoklar ve çocuğa verir yoklaması için. yüzlük yüzey ile 1000lik küp sayılır. bir 100lük, iki 100 lük , üç 100lük diye on yüzlüğe kadar sayılır. 1o yüzlük 1 binlik eder deriz.
2.AŞAMA
Boncuklar karıştırılarak bana birlik boncuğu göster,hangisi 10luk deriz. tüm boncuklar sorulur ve her seferinde yeri değiştirilir.
3.AŞAMA
Bu kaçlık boncuk diye sorarız. Adlandırma yaparız.
SAYDIĞIMIZ BONCUKLARIN SAYI KARTLARI İLE YAZILIŞI

Beyaz zemin üzerine yeşil renk ile yazılmış 1, mavi renk ile yazılmış 10, kırmızı renk ile yazılmış 100, yeşil renk ile yazılmış 1000 sayı kartları. Sırayla birlik,onluk,yüzlük ve binlik boncuklar masa üzerine çıkarılır. Çocuk çıkarılan boncuğun adını söyler. Birlik boncuk gibi. Eğitimci birlik boncuğun altına kartlardan 1 rakamını koyar. 10luk boncuğun altına 10 rakamını ve diğerlerini yerleştirir. 1,10,100,1000 olarak adlandırır. Sayı boncukları kaldırılır. Sadece sayı kartları kalır. Yerleri değiştirilir. Bana 100 ü göster, hangisi 10, bu kaç diye sorarız. 3 aşamalı öğretim gösterilir.
YILAN OYUNU 10'a TAMAMLAMA

Renkli yılanı altın yılana çeviriyoruz. Çocuğa belli etmeden 10luk yapacak renkli boncukları yanyana yılan gibi dizeriz.(8+2, 6+4, 5+5, 9+1). Eğer çocuk ilk boncuğun renginden değerini biliyorsa sayılmadan , ikinci boncuk üzerine eklenir. Çocuk öğrenmemişse tek tek de sayılabilir boncuklar. Sayılar her 10'a tamamlandığında bir altın boncukla değiştiririz.
SEGUİN TABLASI -1-

1'den 9'a kadar renkli boncuklar, 9 adet onluk boncuk, 1'den 9'a kadar sayı tabletleri, üzerinde 10 yazılı tabla halı üzerine konur. Rakamlar ait oldukları tabla üzerindeki bölmelere yerleştirildiğinde, sadece sıfırın üzeri kapatılır ve 11'den 19'a kadar sayılar yazılır. İlk çalışmada boncuklarla 11 yapılır. Tablanın yanına konur. 1 rakamı alınarak tablaya yerleştirilir,11 yazılır ve adlandırılır. 12 ve 13 aynı şekilde yazılır. Tablaya takılan 1-2-3 rakamları karıştırılır ve bana 12 yaz, bu kaç, 13 hangisi gibi sorularla üç aşamalı öğretim uygulanır. Çocuk öğrendikçe 19'a kadar çalışılır.
SEGUIN TABLASI -2-

Bu tabla üzerinde 10'dan 90'a kadar sayılar yazılmıştır. Bir onluk boncuk yanına birlik boncuk konur. 11 diye okunur. Tablaya 1 rakamı yerleştirilir ve 11 oluşturulur. Sonra 1 rakamı çıkarılır. 11'in yanına bir birlik boncuk daha konur ve 12 diye okunur. Tablaya 2 rakamı yerleştirilir. 19 a kadar bu şekilde çalışılır. 1 onluk boncuk ve 9 birlik boncuğun yanına bir birlik boncuk daha geldiğinde , on birlik bir onluk eder deriz ve on birlik bir onluk boncukla değiştirilerek aşağıya çekilir.20 sayısının yanına. 3 onluk olunca 30 olur ve bir aşağıya kaydırılır. Böylece onar onar 90 a kadar çalışılır. 1olukların arasındaki sayılar (41-42-43-44 gibi) zaman içinde, yavaş yavaş 99 a kadar çalışılır.
KUŞBAKIŞI GÖRÜNÜM

Sayı sembolleri (sayı kartları)ve boncuklar halı üzerine dizilir.Pekiştirme amaçlı bazı çalışmalar yapılabilir.
BİRDEN FAZLA BASAMAKLI SAYILAR YAZMAK

Çocuğa tepsi içinde farklı basamaklardan sayı kartları hazırlanır. Çocuk bu sayılara ait boncuk materyali tepsiye yerleştirir. Eğitimci boncukları sayarak bu miktarları ve sayı kartlarını tepsi dışına çıkarır. En büyük basamaktan en küçüğe doğru alt alta gelecek şekilde. bunları okurken en büyük basamağın uygun yerlerine yerleştirir.
BANKA OYUNU
TOPLAMA

Tüm boncuk materyali masa üzerine hazırlanır. Çocuklardan biri banker olarak masaya oturur. Başka bir masaya küçük sayı kartları yerleştirilir. (2 takım). Yere büyük kart takımı yerleştirilir. Eğitimci çocukların tepsilerine küçük kart takımları ile sayıları yazar. Çocuklar tepsilerinde yazılı kadar olan miktarı bankadan alıp gelirler. Getirilen miktarlar eğitimcinin tepsisine konur. Çocuklar sayı kartlarını halı üzerine çıkartırken kaç onluk kaç yüzlük kaç binlik getirdiklerini söylerler. Sırayla eğitimcinin tepsisindeki birlikler, onluklar, yüzlükler,binlikler sayılır. Birlikler sayılırken 10 taneyi aşıyorsa 10 birlik bankadan 1 onlukla değiştirilir. Kalan birlikler 10luk etmiyorsa büyük kart takımıyla yazılır. Sırayla aşan durumlarda 1o onluk bir yüzlükle, 10 yüzlük bir binlikle bankadan değiştirilir. Kalan büyük kart takımıyla yazılır. Üstte küçük kart takımıyla toplanan rakamlar altta toplamı belirten büyük kartlar yazılır. Ayrıca banka oyunu ile çıkarma çarpma ve bölme işlemleride yapılır.

Iraz'ın oyun grupları -1

Geçen cumartesi Iraz'ın oyun grubuna başladık. Cumartesi günleri 1 saat. Anadolu yakası ilk grup. Yavrularımın ilk kez ev dışındaki yaşıtlarıyla vakit geçirdikleri grup. Babanne baktığından yuvaya gitmiyorlar. 31 aylıklar. Her çalışan annede olduğu gibi , yeterince zaman ayıramama endişesini bende yaşıyorum. Oyun çocukların hayatı. Çok memnun olduk Iraz'la oyun oynamaktan. Geçen cumartesinin konusu balıklardı. Kırmızı balık şarkısı söylendi. Gramafon kağıtlarına lahana gibi sarılmış balıklar bulundu. Sonra mavi ve dalgalı bir deniz oluşturuldu hep birlikte. Deniz balıksız olur mu? cup cup diye bir bir atladı balıklar suya. Sonra oltalar elimizde balıkları yakaladık. Hoooop hepsi kovaya. Yakalanan balık ve boncuklardan kolye dizdik. Boynumuza astık. İpek de Sencer de biraz geç kalmamıza rağmen gayet uyumluydular gruba. Hemen oyuna dahil oldular. Konsantrasyonlarına hayran oldum. Özellikle oltayla balık tutma ve ipe balıkları dizme aktivitesinde. Sencerin dizdikleri ipin diğer ucundan akıp gitsede , hiç umursamadı. Bu arada müdahale edip ipin diğer ucunu bağladım. Beni farketmedi bile dizmeye devam etti. Hep söyleriz ya sonuç değil süreç önemli. Tekrar kırmızı balık şarkısını söyleyip oyunumuzu noktaladık. Haftaya görüşmek üzere.

19 Eylül 2010 Pazar

Medrano Sirki

İpek ile bayram öncesi alışveriş yaparken Tepe Nautılus'un yanına kurulan mavi beyaz çizgili çadırı gördüm. Bu çadırı tanıyorum. Hemen gittik. Bilet alalım diye düşünmüştüm, daha açılmadıklarını söylediler. Geri döndük eli boş. Kısmet bir sonraki haftaya imiş. Pazar günü iş dolayısıyla görevli olduğumdan erkenden evden çıktım. Yavrulara söz verdim. İşten dönünce sirke gideceğiz. Babası onları tüm öğleden sonra parkta oynatmış. İşim bitince sirkin önünde buluşup içeri girdik. Atlar,köpekler,kaplanlar, papağanlar,trapez yavruların ilgi odağıydı. Ancak büyüklere yönelik denge gösterileri sırasında, üç saat parkta oynayıp geldikleri için uykuları geldi. Motor Show da onlarda bizimle beraber nefeslerini tuttu. Sırayla üç motor , kürenin içine girip dönmeye başladı. Bir tanesi düştü. Yaralanan olmadı. Gösteri bitti. Eve dönüş yolunda sızdılar. Böylece pazar gününün hoş aile eğlencesi sonlandı.

10 Eylül 2010 Cuma

Orjinal Vücut Dünyası Sergisi

Yavrular bu sergi için küçük olduklarından babayla başbaşa gittik. Büyüdüklerinde onlarında gezmelerini isterim. Yaşama dair fikirlerim benzerdi orada okuduklarım, gördüklerimle ama daha bir oturdu sergiyi gezince. Gerçek insan vücutları. Bedenlerini bu sergi için bağışlamış ölüler. Onlara minnettarım. Kaslar, damarlar,organlar. Alman bilim adamı Gunther von Hagens tarafından plastinasyon denilen bir yöntemle çürümez hale getirilmiş. Çok etkileyici bir deneyim. Doktor olsam ancak bu kadar görebilirdim kendi kemdimle karşılaşmamı. En uzun yaşayan insanların hayatlarından dersler çıkardım. Serginin girişi ceninden bebekliğe geçiş sürecini anlatmış. Serginin ilerleyen bölümlerinde basketbol oynayan, jimnastik yapan, oturan bedenler. Tek tek organlar. Kimisi sağlıklı kimisi hastalıklı bedenlere ait.İkiside yanyana. Serginin çıkışına doğru video gösterimi var. Vücutlara yapılan işlemleri anlatıyor. En önemliside arada verilen mesajlar. Doğal beslenme, düzenli uyku,spor, eğlence ve sevgi. Sağlıklı ve kaliteli bir yaşam sürerek yaşlanmak için şart. Biliyorum yaşlanmak kaçınılmaz ama artık daha bilinçliyim. Yavrularıma örnek olmak adına. Vücudumuza ne kadar iyi bakarsak o kadar mutluyuz.

6 Eylül 2010 Pazartesi

Büyükada turu

Bir tatil günü Büyük Adadayız.Hatıralarım var silinmeyen buralara dair. Sabah çarşıdaki fırının önünden geçerken sıcak ve mis gibi kokan acıbadem kurabiyeleri mesela. 23 Nisanlarda tırmandığımız Aya Yorgi. Babayla üniversite yıllarımızın kaçış mekanı. Sıcak bir sonbahar günü Bostancıdan atladık vapura yavrularla.Yerimize oturup seyahati tamamlamadık tabiki. Yavrular bir içerde bir dışarda. Vapurun arkasında bıraktığı köpüklerin, martıların peşinde. İndikten sonra çarşı ve sahil turu. Sahilde kayaların üzerinden yürüdük. Dövme bile yaptırdık. Ardından faytonla büyük adaturu. Adanın havası başka. İstanbul değil burası. Bayılıyorum evlerden dışarı sarkan rengarenk çiçeklere. Tarihi köşklere. Dar sokaklardan geçtik. Yanımızdan da bisikletlerle turlayanlar. Yokuşlarda bisikletten inip yürüyenler. Tepeye çıkınca yarım saat mola verip faytonu bekletiyoruz. İpek ve Sencer ata binmek istiyorlar. Faytoncu, elbette ne demek diyor. İlk defa gerçek bir ata biniyorlar birazda ürkerek. Neşeyle iniyoruz attan. Etrafı keşif, çocukların çişlerini yaptır, sularını al,eksikleri tamamla. Bu arada tur için bekleyen eşşekleri sevdir. Ai Ai de. Yavrular trenlerini eşşeğe versin. Al sen bununla oyna desinler. Böylece mola biter. Hoop dıgıdık dıgıdık faytona geri dönüş. Bundan sonraki tur güzergahı sessizleşiyor. Sadece çam ağaçları, manzara,alt tarafta plajlar,ılık bir esinti. Yolun inişinde atların barınağı var. Saatleri dolmuş. At değişimi yapıldı. Yavrular nasıl ilgiyle izledi tarif edemem. Serbest kalan atların yol kenarındaki topraklardan yediklerini heyecanla anlattılar. Turun sonunda hareketlilik artıyor yine. Merkeze dönüş, mis gibi etrafı saran yemek kokuları. Akşam yemeği için oturuyoruz bir açık mekan restorana. Yavrular yemeklerden çimtindikten sonra masanın altında dolaşan kedilere, kum kovalarına su doldurup vermek istediler. Kedi kaçıyor, İpek ile Sencer kovalıyor. Bi de bağırıyorlar. Kedi geeell su iç. Herkesin gözü üstümüzde. Kalkışımız vapur saatine yaklaşıyor. İskele kalabalık. Dönenler , gelenleri karşılayanlar. Yine hareketli bir vapur dönüşü Bostancıya. Hava kararıyor. Eve dönüş. Yarın işgünü telaşı. Yavruların babanneyle dedeye günün raporunu vermeleri. Benim aklımda adada bir gece kalıp, canlı rum müziği dinlemek, sırtaki oynayanları izlemek, sabaha kadar eğlenip günün doğuşunu seyretmek. En son arkadaşlarla nikah yemeğimizin sabahında, Ulus Parkından izlemiştik güneşin doğuşunu. Karşımda ütü masasını görünce dünyaya dönüyorum. Yarın iş var dedik, gömlek pantolon ütülenecek. Sen artık çocuklarını bırakacak birini bulursan ya doğumgününde ya evlilik dönümünde görürsün hayallerini. Bana yeter de artar bile.

huni ile dökme

Su çocuklar için hem terapi, hem deney hem de oyun aracıdır. Yavrularım bütün sulu aktivitelerden oldukça keyif alıyorlar. Montessoride her çalışmanın bir amacı var. Huni ile dökmede amaç: özenli çalışma alışkanlıkları kazanmasını destekleme, yaptığı işe odaklanmasını sağlama, ihtiyaç duyduğunda hayatını kolaylaştırabilecek gereçleri kullanabileceğini fark etmesini sağlama. Ön hazırlık: Şişeye dolacak sıvının ölçüsü, huni şişenin içinde iken boğaz kısmı sınırına kadar olmalıdır. Yavrulara bugün huni ile dökme yapacağız dedim. Yere bir örtü serdik . Masamızı sandalyemizi çektik. Verdim ellerine huniyi. Tanıttım önce. Bu huni. Sıvıları şişelere aktarırken kullanırız. Devamında sağdaki şişeyi soldaki şişeye huni yardımıyla döktüm yavaşça. Teklif etmeye bile gerek yok. Aynısını yapmak istediler . Hemde defalarca. Sular yerlere dökülünceye kadar. Hatta çalışma genişletilip Sencer küçük toplarını huninin içine doldurdu. Bu şekilde aktarma yapmaya çalıştı. Denedi, yanıldı. Toplar varken su akmadı. Islanan tepsi, masa ve huniyi süngerle kurulamamız gerekiyordu ama benimkiler yapmak istemedi. Sanırım 3 yaşında daha anlayışlı olacaklar. Herşeyin bir yeri olduğunu , işimiz bittikten sonra yerine kaldırmamız gerektiğini öğretmeye çalışıyorum ama ben topladım. Onlar başka oyunlara daldılar bile.

Dövmelendik

Büyük Ada da dolaşırken babamızın hevesiyle dövme yaptırdık hepimiz. Hint kınasındanmış. 15 gün ömrü varmış. Baba oğul yunus , anne kız kelebek deseni. İlk ben yaptırdım. Gerçi yavruların daha küçük olduğunu düşünüyordum. Sabit duracaklarını hiç düşünmemiştim. Sencer kendi isteğiyle oturdu kucağıma büyük çocuk gibi bekledi kolunun boyanmasını. İpek te babasının kucağında aynı şekilde ama baştan mızmızlığınıda yaptı.Ben istemem diye. Sonrasında bütün günümüz dövmelerimize bakıp, hoplaya zıplaya geçti. Akşam eve gidince babanneyle dedeye gösterdik. Çocuklar uyuyunca dövmelere dair netten birkaç yazı okudum. Okuduklarım beni hayal kırıklığına uğrattı. Hint kınasının zararsız ve geçici dövmelerin masum olduğunu düşünürdüm. Özellikle çocuklarda, herzaman olmamakla birlikte allerjik yan etkileri oluyormuş. Bazılarının içine siyah saç boyası kimyasalları karıştırılıyormuş. Kaşıntı kabarıklık ve yaraya dönüşüyormuş. Ya içinde varsa diye kızdım kendime. Hijyen abartısı olan bir anne değilim ama dikkatli olmakta fayda var. Sokaktaki adama sorsam bunun içeriği ne diye. Muhtemelen yalan söyleyecek. Neyseki bizimkiler hiçbir reaksiyon göstermedi. Bunların dışında kafamda oluşan tablo hiç karamsar değil. Siyah kınayı satın alıp evde kendimizde yapabiliriz. Güvenilir yerler de vardır mutlaka. Aklım kalıcı dövmelere kaymadı değil hani. Şöyle yıllarca taşıyabileceğimiz, anlamlı bir desen bulup, sağlıklı bir mekanda hayat arkadaşımla yaptırsak. Nasıl olur?

5 Eylül 2010 Pazar

Cibinliğimin direklerinden küçük mimarlara

Evdeki farklı oyuncakları üst üste koyup kule, köprü, araba vb. yapıyorlardı ama bu seferde diğer oyuncaklar amacına uygun oynanmıyordu. Yavruların bu ihtiyacını doyurmak için ahşap blok almak istiyordum. Birkaç yer dolaşıp istediğimi bulamayınca depoda duran ve artık kullanmadığımız cibinliğimin direklerini, marangoza kestirdik. Küp, dikdörtgen, kare,ince kalın ve birbirine simetrik olacak boyutlarda. Hem kullanmadığımız eşyaları değerlendirmiş olduk hemde yavrulara gerçek ağaç malzeme sunduk. Bunlarla motor becerilerini geliştirdikleri gibi dengeyi, estetiği, simetriyi de öğreniyorlar. Bazen üst üste koyup boylarını aşan kule yapıyorlar. Bazen çiftlik, otopark, köprü, ev. Hayvanlarla, arabalarla, trenle,legolarla kombinasyon oluyor. köprünün altından tren geçiyor otopark Çiftlik

29 Ağustos 2010 Pazar

Mini tarım

Minik bahçivan takımını ilkbaharda aldık. Dayının bahçesine ekmek için, yediğimiz meyvelerin çekirdeklerini biriktirdik. Birde domates tohumu aldık. Bunları hep beraber ektik. Birkaç ay boyunca haftasonları sulamaya gittik. Birgün domatesin üzerinde dolaşan bir tırtıl gördük. Onu gözlemledik. Tohumlar önce fide oldu, sonra çiçek açtılar, yeşil domatesler oluşmaya başladı ve daha sonra bir kısmı kızardı. Kışlık domatesimizi yapmak için bunları topladık. Birazda satın aldık.Çocukken annemle domates salçası yapardık. Şimdi sıra bende.Hem yavrular sağlıklı beslenmiş olur. Mis gibi kokuyorlar. İçleri gerçek kırmızı. Kışın domates yemeyenlerdeniz. Her yıl yazdan alıp konserve yapıyoruz. Makarnaya,yemeğe,menemene, sabah kahvaltıya birebir. Domates yetiştiriciliği projesinin girişimcisi. Antalya'ya tatile gidipte sera gezen babamız. Rekabet planlarını dikkatli yap, iki rakip daha yetişiyor.

14 Ağustos 2010 Cumartesi

İpek, Sencer, Ayıcık ve Deniz Kızı (Tuvalet Eğitimi -1-)

Herkes grip, belkide başlamak için kötü bir zaman ama yıllık izne ayrıldığım tek vakit bu . 29 aylıklar. 2 yaşından önce bezi bırakmayı hiç düşünmedim . Tuvalet eğitimine son 6 aydır kısmen hazırlanıyoruz. Günde birkaç saat bezsiz dolaşıp lazımlığa oturma çalışmaları yapmıştık. Hatta tuvalet adaptörünede. Bebeğe yada tavşancığa falan çiş yaptırıyorduk. Lazımlık evin çeşitli yerlerinde bazende odalarında oyuncak gibiydi.. Onlarda artık altlarını bağlatmak istemiyorlardı. Ancak benim bu iş için izne çıkmam Ağustosa kalınca başlama süreci uzadı. Ön hazırlık yaptım kendimce. Bir hafta önceden çocuklara bay bay bezim kitabını okudum. Psikologların makalelerini, başka annelerin tecrübelerini anlatan yazılarını, netten araştırmalarımdan oluşan bir dosya hazırlayıp okudum. Kimi zaman kafam karıştı. Birbirlerinden ne kadar farklı yollar var . Geceyi ve gündüzü aynı anda keseyim diye düşündüm. Lazımlığımız ve adaptörümüz vardı. Gece yataklarına yaymak için hasta bezi ve nazımızın geçmeyeceği bir yere gidersek diye alıştırma kilotları aldım. Sonra başkalarının sözlerinede kulaklarımı tıkadım. AAA sen çok geç kalmışsın, ben 10 aylıkken bezden kesmiştim diyenlere. 2 çocukla gece gündüz bu iş çokmu kolay sanıyorlar. Gündüzde işyerinde zombi gibi dolaş. İlk sabah çişlerini lazımlığa yaptılar ve öncesinde onlarla ciddi bir konuşma yaptım. Artık bez bağlamayacağız, siz büyük çocuk oldunuz. Anne baba gibi tuvalete yapacaksınız. Kakalara çişlere hoşçakal diyeceğiz dedim sifonu çekip. Eğer hep tuvalete yaparlarsa çarpışan otolara ve atlı karıncaya gideceğiz dedim. Diğer bir motivasyon ise el yıkama. Tuvalete yaptıkları zaman hem hijyen hem alışkanlık için lavobada oyun oynamalarına göz yumdum. İkinci sefer İpek lazımlığa değil tuvalete gitmek istedi. Tam oturacakken Sencer hayır ben yapıcam dedi. Önce onu oturttum sonra İpek oturdu. Akşamda tuvalete oturmak istemedi Sencer yere yaptı. Sonrada arkasını dönüp bak yılan oldu dedi. Gayet sabırlı bir şekilde evet oğlum yılana benziyor ama kaka dışarı yapılmaz tuvalete yapmalısın gibi açıklamalarda bulundum. İpek gün içinde koltuğun üstüne , yere yaptı. Çişide kakayıda bazen tuvalete gidene kadar külotlarına kaçırdılar, bazen yaptıktan sonra söylediler. Başka bir zaman biri diğerinden gördüğünü yapmak istedi. İpeği tam klozete oturtmuşken Sencer de çişim var dedi. Onuda hemen lazımlığa oturttum. Her çiş kaka yaptıklarında artık büyük çocuk oldunuz dedim ve şampiyon şampiyon diye tezahüratlarda bulunarak kolları havaya kaldırıp sevindik. Lazımlık ve adaptöre isimler taktık. Lazımlığın üzerinde ayıcık resimleri, adaptörün üzerinde ise deniz kızı resimleri vardı. Bundan sonra tuvaletleri geldiğinde , anne ayıcığa yapıcam yada denizkızına yapicam ben dediler. Sencer daha çok ayıcığı kullanmayı tercih etti. İpek ise her ikisinide rahatlıkla kullandı. Sencer ayrıca kaka yaparken tuvalete oturmak istemedi. Bir defasında kakasının bir bölümünü küvete bir bölümünü yere bir bölümünü külotuna yaptı. Sonra küvetin içindekiler için sifonu çekeyim gitsin dedi. Orası tuvalet değil çekemeyiz, ayrıca temizleyeceğiz dedim. Yerleride onun önünde temizledim. Böylece tuvalete yapması gerektiğini anlattım. Sencer başka bir zamanda yine tuvalete yapmak istemediğinde yere gazete serdim. Onun üstüne yaptırmıştım. Gazeteyi toplayıp attık. İlgi çekmek içinde benimle oyun oynadılar. Biriyle meşgulken diğeri çişim geldi diyerek beni yanına çekmek istedi. El yıkamak tuvalet kağıdı rulosuyla oynamak için çişim var dediler yada uykuya yattığımızda kalkmak içinde çişim var dedikleri oldu. Bu taktikleri daha çok İpek uyguluyordu. İlk gece uyurken İpeğin altını bağladım. Onun gribi daha şiddetliydi ve gece kaldırmak istemedim. İyileştikten sonra bezlemem dedim. Sencerin altını bağlamadım. Yatağına çarşafının altına hasta bezlerinden serdim. Sadece penye külot giydirdim. Bir ara uyanıp onu kontrol ettiğimde baştan aşağı ıslak olduğunu gördüm. Yavaşça uyandırıp üstünü ve yatağını değiştirmem gerekiyordu. Hem tuvaletede götürecektim. Uyandığında feryat figan ağlamaya başladı. Üstünü ve yatağını değiştirdikten sonra altınada bezi bağlayıp uyuttum. Yalnız uyutmak gerçekten uzun sürdü. Geceyide aynı zamanda bırakıcam demek bana uymadı. Kemdimde gripten halsizdim. Kayınvalidem hem kendini hem çocukları hırpalama bende 3 tane büyüttüm ilk başta geceleri bezleyerek dedi. O zaman uyuduktan sonra bağlarım bezi, sabah uyanırkende çaktırmadan alırım altlarından dedim. Ve ilk zamanlar geceleri altlarını bağlamaya karar verdim. Diğer bir gün şöyle yapmam gerektiğini anladım. Ben sanıyordum ki sürekli çiş varmı diye soracağım. Onlarda var derse tuvalete götüreceğim. Meğerse var desede yok desede tuvalete götürmem gerekiyormuş. İlk başlarda bu kadar kaza olmasının nedeni insiyatifi onlara bırakmış olmammış. Bazen altlarını tamamen açtım bazende sadece külotla dolaştırdım. Alıştırma külotlarını daha hiç giydirmedim. Bazen işe dalıp sormayı unuttum, onlarda altlarına kaçırdılar. Normal beslenmemizde ve sıvı alımında hiçbir değişiklik yapmadım. Gece kalkıp sütlerinide içiyorlar . Veya uyumadan evvel. Sadece kabız olma tehlikesi olursa diye extra olarak kavun ve mısır yedirdim. Düşümdümde bu süreçten keyifle çıkmak ve zamana yaymak daha mantıklı geldi. Hiç umutsuzluğa kapılmıyorum. Nasılsa öğrenecekler, bir adım attık. Kendimizi eve de kapatmadık. Yanımıza ıslak mendil, bir pet şişe su ve yeterince kıyafet alarak heryere gittik. Mahallemizdeki parka gittiğimizde hiç altlarına yapmadılar. Haber verdiler bende müsait bir köşeye tutup çişlerini yaptırdım. Biraz kilota kaçsada önemsemedim. Şu kadar günde öğrensin bu kadar günde öğrensin diye bir sıkıntm yok. Zamanımız var. Birinci haftanın sonucu gece bez bağladığımda sabah kalkar kalkmaz bezler çıkıyor ve tuvalete çiş yapılıyor. Oyuncaklarımıza İpek ve Sencer artık tuvalete yapıyorlar diye onların duyabileceği şekilde konuşuyoruz. Dedikodu metodu yani. Yaz olduğu için halılarda yok. Her günün başında açıklamada bulunuyorum. Genel olarak haber verir oldular. Sencer kakasını yapmaya alıştı. Ayıcığa yapıyor. İpek te sorun olmadı, ilk günden beri haber verdikçe , tuvaletede lazımlığada yaptı. Banyodaki kapışmalar hala devam ediyor. İkisi aynı anda girdiyse önce ben ellerimi yıkıcam kavgası, hayır sifonu ben çekicem kavgası . Lazımlıktakini ben tuvalete dökücem kavgası. Herkes kendi yaptığını dökücek deyip diğerini safdışı bırakıyorum. Onları banyodan çıkartana kadar, beniiim ben ben ben sesleri kulağımda çınlıyor. İkinci haftanın başında gece altlarında bez olduğu halde birkaç kere, kalkıp çişlerini tuvalete yaptılar . Bak ben büyüdüm diyorlar yüksek bir yere çıkıp. İpek beni oynatmaya devam ediyor. Anne kakam geliyor diyor. Hemen koşalım kızım. Tabi ilk günden beri salondan tuvalete giden koridorda İpek kucağımda koştuğumuz için , küçük hanım bunu oyuna çevirmiş. Bu durumu sonlandırmak için onu kucağıma almadan beraber koşalım diyorum. Hayır beni kucağına al ve kooooş diyor. Şimdilik gündüz sorun görünmüyor. Gece ise bezi çıkardığımızda neler yaşayacağımızı bilahare yazarız. 2 ıslak çocuk ve tek anne. Belkide zamanla kuru kalkmaya başlarlar. Hayalperestmiyim . Kaç ay sürer bilmem. Dur bakalım bişey hatırladım. Keyif alacaktık değilmi?

9 Ağustos 2010 Pazartesi

biz çocuksuz olmayı biliyoruzda onlar çocuklu olmayı bilmiyorlar

Yakın bir zamanda bir arkadaşımızın doğumgününü kutlayacaktık. Akşam yemeğine bir restaurantta buluşulacak. Planımız işten eve gelip, üst baş değiştirip, çocuklarla vedalaşarak, babanneye teslim edip birkaç saatliğine dışarı çıkmak. Bu her zaman yaptığımız bişey değil. Uzun zamandır görmediğimiz üniversiteden arkadaşlarımız. 2 çift evli ama çocuksuz, biri kız arkadaşıyla ve ikiz çocuk sahibi biz. İşten eve geldikten sonra hazırlanmamız ve çocukları vedaya ve uykuya hazırlamamız oldukça uzun sürdü. Şimdiye kadar dışarı çıkarken onlardan hiç kaçmadık. Hep vedalaştık. o günde vedalaştık ama bunu kabul etmediler. Bizde gelicez deyip, ayakkabısını kapan sokak kapısının önünde beklemeye başladı. Ne babanne ne biz ikna edemedik. Öylece bırakıp çıkamazdık. Ağlaya ağlaya uyumalarına gönlüm razı olmaz. Biz uyutup öyle çıkalım dedik. Saat ilerliyordu. Buluşma saatini çoktan geçirmiştik. Pekala çocuklar şimdi gitmeyeceğiz hadi uykuya deyip, alıp koynumuza uyutmaya çalıştık. Saat 23:50 olmuştu. Genede azmedip çıktık dışarıya. Arkadaşlarla evlerinde buluştuk ve pastamızı kestik. Halimize gülüp durdular. Ancak yavrular uyuduktan sonra kendimize vakit ayırabiliyoruz. Nasılda herşey onlara göre ayarlanıyor. Bizim bir bakıcımız yok. İşteyken babanne bakıyor. Dolayısıyla mesai saatleri dışında yada tatil günlerinde dinlenmesi için yavruları ona baktırmamaya çalışıyoruz. Planları onlarla beraber gidilebilecek yerlere yapıyoruz. Ben bundan keyifte alıyorum aslında. Doğuştan anne olanlardanım.Yaşamı onların gözüyle yeniden tanıyorum. Sende abartıyorsun diyenlerde var onlar çocuksuzlar işte. Yavruların kıymetini bilmeyenler.Çok yorulduğum zamanlarda sadece kendime ait bir 24 saatim olsa diyorum. O hengameyi, gürültüyü, birbirleriyle kapışmalarını ararmıyım diyede düşünüyorum bir yandan.Daha çok minikler. Zaman herşeyin ilacı. Bir bakacağım uçup gitmişler yanımdan. Belki uzakta bir okula belkide sevdiceklerinin yanına.O zaman bol bol vaktim olacak. Bende bugünleri tırım tırım arayacağım. Çocukların varsa eğer çocuksuz arkadaşlarınla mesafe girecek arana. Sohbet etmeye kalksan bölünüp durur. Yok acıkır, yok ağlar, yok oyun ister, yok çişi gelir. Çocuklularla sohbet daha derinleşir. Konuşmadan bakışından bile ne dediğini anlarsın. Ben hiç özlemiyorum çocuksuz günlerimi. Onlarla hayat daha anlamlı. Sıfırdan bir insan yetiştirmek. Varmı daha ötesi.

21 Temmuz 2010 Çarşamba

Sıradan bir gün nasıl geçti

Maaile uyurken sabaha karşı Sencerin elinde biberonla gözümü açtım. Anne süt diye başımda bekliyor. İpek ve baba uyumakta. Sütünü verdikten sonra, hadi oğlum şimdi yatağına yat biraz daha uyuyalım. Uyumuyor . Sonra baba kalkıyor işe gidecek. Sencer kule yapıcam diyor akşamdan kalma yerdeki bloklarla. Onun sevinç nidalarına İpekte uyanıyor. Hafta sonu ve ben, uyumak istiyordum ama. Sabah 7:30 doğru banyoya. Eller yüz ve popolar yıkanıyor. Kule yaptıkları bloklarda küvetin içinde . Onları giydiriyorum. Altlarını bağlamıyorum. Tuvalet eğitimine başlayacağız ağustosun ilk haftası izne çıkınca. Şimdiden denemeler yapıyoruz. Bu sırada babayı geçiriyoruz. Güle güle. Sen kapatacaksın ben kapatacağım. Kapıyı kapatma kavgası. O zaman sırayla kapatacaksınız. Cocuklar oyuncaklarla oynarken ve arada bbc kukla show izlerken, kahvaltıyı hazırlıyorum. Bu arada soruyorum çişi olan varmı. Yok anneee. Sonra kahvaltı faslı. Tam masaya oturmuşken, Sencer çişim var diyor. Hemen lazımlığa koşuyoruz. Ama yapmıyor. Dede babanne, Sencerle kahvaltıya devam. İpek kahvaltı etmek istemiyor. Tokalarıyla oynuyor. İkna edip bizde kahvaltımızı ediyoruz. İlk çayım buz oluyor. İkincisi yarım kalıyor. Ne o, ikiz annesi kahvaltı etti. Sonra alıyorum çocukları doğru parka. Çıkmadan çişler lazımlığa yapılıyor. İçimden bu işi kolay atlatacağız gibi geliyor. Ben İpeği giydirirken Sencer kendi kendine lazımlığa çişini yaptı. Daha evvel ona söylediğimde ben halıya yapıcam demişti. Parkta klasik kum kova kamyon kürek salıncak kaydırak ardından kelebek ve serçe yakalamaca oynadık. Birde topaç götürdük bugün. Böyle olunca sürekli koştuklarından enerjilerini boşaltabiliyorlar ve öğlen uykusu kolay oluyor. Dönüş yolunda kum kovasına taş doldurduk. Yollardan toplayarak. Eve gelince ikisi birden duşa. Taşlarda beraber küvetin içine. Sonra yemek ve öğlen uykusu. Sencer 10 dakika içinde uyudu. İpek de tık yok. Bu kız uykuyu hiç sevmiyor. Çıkardım renk tabletlerini. 2. Kutudayız. Buradan bana bildiği renklerin isimlerini söylemesini istedim. Siyah gri ve mor dışındakileri bildi. Eski bildikleriyle tekrar yaptık. Eşleştirme ve öğrenimde 3. aşama. Siyah gri ve morla çalışmak istemedi. Belki ertesi gün tekrar deneriz. Ve tüm kutuyla tekrar yaparız. Sonra oyuncaklarla oynamaya devam. Ben yarım saat kişisel işlerime vakit ayırırken, babanne İpeği uyutuyor. Kızım bana doyamadığından sanırım yanındayken uyumuyor. Nihayet ikiside uykuda. Evde derin bir sessizlik. Sencerin uyanmasına 45 dakika var yok. Gazetemi okusam, maillerimemi baksam , vakitsizlikten kurstan kalan resim ve notlarımı toparlasam. Blog mu yazsam, ne zamandır çocuklarıma dair yazamadım. Gazeteyi gece okurum. Önce notlarımı düzeltmeye devam edeyim. Bir yandan aklımda çocuklara sözcük kartları ve kitap hazırlamak var. 5 te babamız geldi, kapıyı açarken Sencerin sesi duyuldu. Hep beraber oynamaca, derken İpek uyandı. Arada çocukların kremalı büskivi arasındaki kaymak yeme şekilleri. Akşam yemeği saati yine bir kapışma, sen benim domatesimi aldın. O beniimmm. Yemekten sonra ellerimi yıkayacağım bahanesiyle ,yaklaşık 1 saat lavobada oynama. Su vanasını iyice kıstım. İp gibi akıyor.Üst baş sırıl sıklam. Şişeler dolup boşalıyor. Sonra sıkılıp bırakıyorlar. Sürekli bir kapışma hali . Bir bakıyorum şarkı söylüyorlar, bir bakıyorum birbirlerinin saçları avuçlarında. Bu aralar en çok benim kavgası yapıyorlar. Sonra hazırladık kendimize büyükçe bir çanta. İpek ve Sencere 5 er takım kıyafet. Çok gibi görünüyor ama oynayacakları mekan üstlerini batırmaya çok müsait. Kirlenmek güzeldir misali anniş de müdahale etmeyince. Çocuklar özgürce oynuyor. Selma teyzeyle, Erdinç dayı bizi çok özlemişler. Telefon ettiler, İllaki gelin. Hem orada vakit geçirecek deli gibi aktivite var. Bi defa bahçe var. Orda suyla toprakla oynamak çook keyifli. Ektiğimiz domatesleri suluyorlar. Dayının dükkanı var atölye desek daha doğru olur. Dayısı bir torba kum döküyor. Birazda suyla karıyor. Kumdan kaleler yapabiliyorlar. Bisikletlerimizde orda. Kaydırağıda oraya götürmüştük. Birde gerçek kepçe çalışıyormuş ki evlerinin yan tarafında. Saatlerce balkondan kepçenin kamyona toprakları doldurmasını izlediler yarım ağız anlata anlata. Ertesi günde havuzu suyla doldurup oyuncaklarıda içine atıp bi güzel oynadık. Burda nasıl vakit geçtiğini anlamıyorum. Geleli 24 saat olmuş. Eve dönme zamanı. Cemle diyoruz ki çocukları biraz yürütelim. İyice yorulsunlar. Uyuturken zorlanmayalım. Yürüdük , sanırım 1 saati bulmuştu. Gene yollardan taş topladık , özellikle Sencer arnavut kaldırımındaki gibi taşları kucaklamak istiyor. Taşıyamayınca anne yardım et bağrışları, tümseklerden atla, merdivenlerden in çık. Nihayet eve döndüğümüzde taşlarla eller yüzler yıkandı. Ardından ılık sütler ve tatlı rüyalar. Netice: Hafta içi iştesin diye vicdan yap. Hafta sonu hiç dinlenmeden çocuklarla oyna. Ertesi gün sabah altıda kalk işe git. Şikayetçimiyim? Yoo. Maaşallah hala enerjim yetiyor. Allah sağlık versin gerisi vız gelir. En büyük motivasyon sırrım da annem diye koynuma sokulan iki yavru. Gölgemi bile takip eden iki çift göz.

16 Temmuz 2010 Cuma

İpek'ten şikayetler

Caillou. Herkesten duyuyordum. Hem büyükleri hem küçükleri eğitiyor. Şiddet içermiyor,karakter eğitimi veriyor falan filan. Yavrularımın tv tutturmaları ve alışkanlıkları yok ama akşam yatmadan önce uyku moduna geçmeyi kolaylaştırmak ve bir nebze olsun dinlenmek için brainy baby cd.lerinden birini izlerdik loş ışıkta. Bende değişiklik olsun diye pek methini duyduğum Caillou nun ikili vcd sini aldım. İlk izlediğimizde hata yaptığımı anladım. Hiç çizgi film deneyimimiz yoktu. Ben Caillou'nun her davranışını beğenmiyorum. Tamamende kötü diyemem tabi. Oğlumun çok umurunda olmasa bile İpek bana Caillou'yu şikayet ediyor. Anne kayu bebeğini yere attı, anne kayu oyuncağa vurdu. Meğer benim kızım ne kadar hassasmış. Artık bu cd yi izlemeye çekiniyorum. İpek bana yine yalnışları söyleyecek. Ona açıklama yapacağım. Doğru söylüyorsun tatlım. Bebeğini yere atmamalı ve oyuncaklarını elleriyle toplayıp sepete koymalı. Ben çocukken izlediğimiz çizgi filmlerde de vardı kırma dökme ama etkilendiğimide hatırlamıyorum. Mesela gargamel şirinleri öldürmek isterdi. Tom ve Jerry nin birbirlerine yaptıklarına gülerdik. Bir yandan, demek ki doğrusunu öğretebilmişim kızım bana Caillou'nun yalnışlarını bildiriyor, bir yandan da çok mu doğrucu yetiştiriyorum diye kendimi sorguluyorum. Önümüzdeki sene okula başlayacaklar ve orada farklı çocuklarla iç içe olacaklar. Hepsinin davranışı bir olmayacak. Evde görmedikleri davranışları orada görecekler. Tek avuntum yalnışlarıda doğrularıda onların anlamasına yardımcı olmak.

20 Haziran 2010 Pazar

Son birkaç ayda okuduğum iki kitaptan biri Köy Enstitüleri\Can Dündar. Yıl 1937. Bu bir köyde eğitim projesi. Onca yoksulluk içinde okuyup köylerinde öğretmenlik yapacak köy çocuklarını anlatıyor. O zamana kadar ne kaşık ne karyola görmüşler.Okuma yazmadan marangozluğa,modern tarım tekniklerine, hasta tedavisine , müziğe kadar eğitim vereceklerdir. Ancak bunların yanında köylünün uyanmasını istemeyen büyük toprak sahipleride vardır. Bu okullarda her öğrenci bir yıl içinde 25 klasik eser okumak zorunda. Güne halk oyunları oynayarak başlıyorlar. İsteyen öğrencilere mandolin, keman , akerdeon ,bağlama dersi veriliyor.İş ve eğitim iç içe. Kültür derslerindeki makaralar ve pisagordan yararlanıp okul binalarını yapmışlar. Tarım dersleride, şimdiki çocuklar gibi saksıda bitki yetiştirmek yada ıslak pamukla fasulye çimlendirmek değil. Eline kazmayı küreği alıp tarlaya gitmek. Mahsulü sofrada yemek olarak yemek. Eğitim günlük hayatın içinde. Kimi yerde arıcılık, kimi yerde balıkçılık. Şöyle bir köy manzarası hayal edemiyorum ben şu anda. Okul, şan dersi alan öğrencilerin koro çalışmalarıyla çınlıyor. Çayır üzerinde resim çalışması yapan,voleybol oynayan yada mandolin çalan öğrenciler. Okulun yanıbaşında kendilerinin yaptıkları açık hava tiyatrosu. Köy çocukları Gogol, Moliere, Shakespare, Çehov oynuyorlar. Köylüler izliyorlar. Böyle bir eğitim felsefesinin önü kesilmiş. Sonuçta işin içine politika karışıyor ve büyük toprak sahiplerinin baskısıyla köy enstitüleri kapatılıyor. O zaman nüfusun yüzde sekseni köylerde yaşıyor. Köylünün aydınlatılması , milletin kalkınması kim bilir daha neler kaybetti bu vatan. İşte bunun hikayesi. Emel Çakıroğlu Wilbrandt'ın yazdığı MM Yöntemiyle Çocuk Eğitim Sanatı. Montessori felsefesini resimli, uygulama ağırlıklı olmak üzere, antropolojisini, tarihini, temellerini anlatıyor. Kursa başlamadan evvel okumuştum zaten ama şimdi onun gülen yüzünden, tatlı dilinden dinlemek ve onun eliyle uygulamak çok zevkli. Bu kitap kendisinin 17 yıl boyunca edindiği birikimin süzme bilgisidir.